demir oğlum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
demir oğlum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2016 Pazartesi

Çocuk


Demir bu aralar çocuk olmak dışında hiçbir şey olmaya yanaşmıyor.

-Oğlum çok tatlısın.
-Hayıv ben çocukum anne.

-Oğlum şimdi ben uçağı süren pilot olayım, sen de kuleden iniş izni veren abi ol tamam mı?
-Hayıv anne olmas, çocukum ben.

-Oğlum sen benim küçük kuzum, cikcik sarı civcivim, minik yunus balığımsın.
-Hayıv men annenin çocukuyum.

Demir böyle çocukluğuna çılgınca sahip çıktıkça benim de O’nun çocuk kollarına sarılıp saklanasım geliyor. Hayatın bütün çirkinliklerinden, bombalardan, tecavüzlerden, öfkeden, şiddetten, yalandan, dolandan kaçıp yüzümü, bedenimi, tüm hücrelerimi, hücrelerim çekirdeklerini, tüm kıymetli elementlerimi Demir’e çevirmek istiyorum. Çocuğumun bana sokulması, sığınması gerek gibi di mi? Kim ne yaptığını biliyor, kim güçlü hissediyorsa sığınak o oluyor. Böyle hissederken hem utançla kendi suratıma bir tane patlatmak istiyorum, hem de böyle bir kurtarıcım olduğu için sevinçten şükredip mutluluk gözyaşları dökmek istiyorum.


Demir’im. Sen Demir’sin. En sevdiğim element, ruhumun güneşisin. Hayatımın değişmeyecek tek gerçeğisin, çocuğumsun. 
Çocukumsun bitanem.

17 Haziran 2015 Çarşamba

Emzirmek, anne sütü, memeden kesme ve bir annenin bunalımı


Baya bunalımdayım. Ruhum mutsuzlukla dolu. Aslında daha kötüydüm, iyi oluyorum sanırım. Bunu hem konuşup, herkese hissettiklerimi anlatmak istiyorum hem de hiç tam olarak anlaşılamayacağımı düşünüp hiç konuşmadan susmak. Daha önce de satır aralarında bahsetmeden duramadığım üzere emzirmeyi çok seviyorum. Çünkü emzirmek, 30 yıllık hayatımın en mutlu, en işe yarar, en mucizevi, en  büyülü, en gerçek, en acaip, en duygusal, en kendimi bir ağaç gibi doğanın ve evrenin bir parçası hissettiğim, hiç zorlamadan, kendiliğinden akan, yolunu bulan ve bütün hücrelerime mutluluk pompalayan tecrübesi. İki yıl boyunca günde ortalama on kez, litrelerce sütle, gece gündüz çocuğumu beslemekten tek bir an, bir küçücük an bile sıkılmadım. Yorulmadım. En ufak fırsatta mızırdandığım kocama gece defalarca emzirmeme rağmen uykusuz kaldım diye söylenmedim. Hastalıklı ve biraz ürkütücü geliyor bazı kulaklara bu açıklama hissediyorum. Ve bunu hem anlıyor hem de hemen arkasından hiç anlayamıyorum. Anne sütü hayatım boyunca varlığından haberdar olduğum en mucizevi ve kusursuz besin. Küçük ve savunmasız bir yenidoğan için bile, ve hatta özellikle onlar için muhteşem. Israrla aksine dair birçok söylentiye maruz kalsak da, bacakları kucağınızdan sarkan 2 yaşındaki çocuğunuz için de hala en et sulu ve sebzeli çorbadan daha besleyici ve koruyucu. Ve ılık, ve temiz, ve kolay, ve bedava. Ve emzirmenin içinde dokunmak, koklamak, tanımak ve güvende hissetmek var. Huzur var. Bunun üzerine kitap yazabilirim. Her neyse. Olaylar gelişti ve benim tatlı çocuğum zaten önüne koymasak pek aramadığı yemeklerin yüzüne hiç bakmaz oldu ve hayatının geri kalanını memeye yapışık geçirmeye karar verdi. Ben de akabinde, hiç istemeyerek artık emzirmeyi sonlandırmanın vakti geldiğini kabul ettim mecburen. Azaltarak kesmeye o kadar halim yoktu ki. Resmen pedagogdan randevu alıp, izin isteyip(!), ben hiçbir şey sürmeden, tiksindirmeden ve azaltmaya çalışıp uzatmadan birden keseceğim nolur olmaz demeyin dedim. Olmaz dedi. Bir öğün bile azaltsan her gün ve bu kadar sık emzirirken bu değişim senin için farkedilir olmasa bile , Demir için hissedilir olur dedi. O konuştu, ben konuştum tamam demek zorunda kaldım ama ikna olmadım. Demir yine uyanır uyanmaz, öğle uykusundan hemen önce ve hemen sonra ve akşam yemek için sofraya oturduğumuzda ben ilk lokmamı ağzıma aldığımda ve diğer başka bir sürü anda meme diye tutturacak, ben hayır desem de oyalasam da bir seferlik atlatsam da ertesi gün aynı tas aynı hamam olacaktı. Çok enteresan bir şekilde olmadı. Bu hikayeyi bana başka biri anlatsa, bir yerleri atlıyor diye düşünürdüm. O görüşmeden sonra Demir'e meme vermeyi her reddettiğimde(sen artık büyüdün bizimle yemek yiyeceksin meme emmeyeceksin, abi oldun iki yaşını bitirdin, abiler meme emmez, bak ömer abiye çağan abiye, bebekler meme emer bak Berene, sen şarkı söylüyorsun, okula gidiyorsun sen çok büyüdün artık gibi sözel, ya da meme diyen çocuğa süt mü ayran mı diye sorarak kafa karıştırmalı ve ya da talep anında kuş uçtu, kamyon nerde, at arabası mı o gelen gibi hedef şaşırtmalı gibi yöntemlerle) neredeyse başarılı oldum. Artık meme yok dediğimde açıp işte burda dediği için ilk günden o saçma söylemi bıraktım. Demir birkaç kez ağladı, her gün istemekten vazgeçmedi, aç olduğu için saçma sapan şeylere sinirlenip, olmadık tepkiler verdi.Uykular en zoruydu. Demir emziği bırakmış gibiydi ve ben memeden kesme işi bitmeden bırakmasını istemiyordum. Uykudan önce meme istediğinde, yine su, süt, ayran teklif ettik, genellikle suyu kabul etti. Sonra emziğini alıp uyudu. Gece uykuda emziği için önce gece uykuda emzirmeye devam ettim. Ama azaltmaya da gayret ettim. Bir kere emziriyorsam, ikincide su verip uyutmaya çalıştım. Çok şaşırtıcı bir durum benim için ama uyudu. Yarın azaltma girişimine başlamamızın üzerinden tam iki hafta geçmiş olacak. O görüşmeden önce günde minimum 7 kere emzirdiğim çocuğumu önce günde iki kere, sonra sadece bir kere emzirmeyi becerebildim. Son 42 saattir hiç emzirmedim. Kesmeyi başardık sanırım. Demir için biraz zorlu benim için baya bunalımlı bir iş oldu. Demir bu iki haftada, her zaman yediğinden de az yedi. Ve ben çocuğum yemezken, sütle dolup beton gibi olmuş göğüslerim de psikolojimi ve kararlılığımı bozarken defalarca vazgeçip, Demir'i kucağıma alıp emzirmek istedim. Yapmadım. Dün gece ağrıdan uyuyamayıp, son kez biraz süt sağdım ve iki haftanın sonunda ilk kez bu akşam buz koymadan, sağmadan rahatça uyuyabilecek duruma geldim.Yarın ne olur bilmiyorum. Demir için memede geçen bu 25 ay 11 gün yeterli olmuştur umarım. Benim için yeterli olmadığı kesin. Nerede bebeğini emziren bir anneye boynu bükük ıslak gözlerle bakan, ya da dayanamayıp aralarına girip o huzura ortak olmaya çalışırken köstek olan bir manyak görürseniz o benim. Artık hikayemi biliyorsunuz. Hoşgörün. 

4 Mart 2014 Salı

Sevgilim


Artık başını yastığa koymak yerine göğsüme koyup uyuyorsun. Bir elin boynumda ya da yüzümde. Bacağını üzerime atıyorsun. Bazen de bana sırtını dönüp babana sarılıyorsun. Kolumu üzerine atıp, arkadan sarılıyorum sana. Ne var bunda, niye uzun uzun anlatıyorsun deme. Büyüdün küçük sevgilim, onu diyorum. Değil 3, 5 satır bunun üzerine roman yazarım diyorum. 
Çok, çok, çok seviyorum.


Buraya yazmayı özlüyorum.
 Uykusuz, yorgun, bir uzun banyoya hasret ama yine de herkesten mutlu analar. Nasılsınız?

12 Ocak 2014 Pazar

8. ay

Demircim. 
Aşırı ciddiyet, atar ve bazen de inadına çılgın kahkalarla dolu bir ay geçirdin. Seni kucağımda taşırken bazen bedenimin kontrolünün bir şekilde sende olduğunu hissediyorum. Beni istediğin herhangi bir noktaya sürükleyebiliyorsun. Kucağımdayken. Bacak kadar bile olmayan boyunla. Bunu nasıl başarıyorsun henüz çözemedim.

Ve bağırıyorsun. 
Ah çılgınca. Dakikalarca. 
Başımı ağrıtana kadar. 
Kalından inceye, titrek ya da boğuk gırtlak nağmeleri. Senin minik gırtlağının nağmeleri. 

Artık seni bıraktığım yerde bulamıyorum. Ben de bu yüzden pek bırakmıyorum. Bütün gün sen yuvarlanırken ya da otururken belki düşersin diye sağına soluna önüne arkana yastık iliştiren gölgen gibiyim.

Hava soğuk, gri ve Ankara hiç olmadığı kadar çirkin. Seninle bahçeye yürüyüşe, güneşlenmeye, pikniğe, parka sallanmaya çıkmayı özledim. Bozuk atıyorum Ankara'ya. Hiç bu kadar sevimsiz görünmemişti gözüme.  

Gece lambasının düğmelerine basarak ışığın rengini değiştiriyorsun. Bilerek, farkederek, isteyerek. Bilinçli bir şekilde. Sen, benim küçük bebeğim. Sen bunu yapınca kendimi Einstein'in annesi gibi hissediyorum.
 Kıh kıh.

Beni öyle hor kullanıyorsun ki. Elini ağzıma, gözüme sokup, saçımı çekiyorsun. Çak bi beşlik işini abartıp elime, yüzüme, gözüme canın nereyi isterse oraya çakıyorsun(Bu oyunu sana öğretmem gerekirdi sanırım). Dişin kaşınırsa beni ısırıyorsun, tırnaklarınla beni kaşıyorsun. Aklına ne gelirse, hiç düşünmeden, korkmadan, sana bir zarar vermeyeceğimden kesin emin olarak onu yapıyorsun. Birkaç senden hatıra yaram, çiziğim olsa da bu durumu seviyorum. Bana bu kadar güvenmen muhteşem. 
Çünkü insan hayatta en çok ve belki de bir tek annesine bu kadar güvenir. 
O'nu böyle hor kullanır. Bu ısırıklar, tokatlar daha başlangıç.
 İnsan sevgisinden en emin olduğunu acıtır en çok. 
Kendimden biliyorum.

Seni çok çok çok seviyorum.
Benim küçük, ılık, tatlı bebeğimsin.
Göz bebeğimsin.




8 Aralık 2013 Pazar

7. ay



Demir 7 aylık oldu. 
"Bir yaş" a daha yakınız artık. 
Sanırım Demir 3 aylık olana kadar daha çok zamana odaklanıyordum, günleri sayıyordum. Şimdi uyandık, yorulduk, uyuduk hooop bi bakıyorum bir ay daha büyümüş minik oğlum. 
Demir bu aralar bağırıyor, bağırıyor, bağırıyor. Önce yavaş yavaş sesini açıp sonra çığlık atmaya başlıyor. Alt çenede 10 gündür tek başına ikamet eden tek dişi ile bana her zaman ve canı isterse de yabancılara gülüyor. Ve bence güldüğünde dünyanın en muhteşem canlısı oluyor. 
Kalbimin o zamanlarda bir miktar eridiğine yemin edebilirim.
Daha az uyuyor, daha çok hareket ediyor ve beni daha çok yoruyor. Artık sadece benim derdini anlatamayan bakıma muhtaç bebeğim değil de sanki daha çok biraz mızırdanma, bir bakış, bir gülücük, el kol çırpış ve daha bi milyon işaretle benimle iletişim kuran en minik arkadaşım.
 Sabah uyanıyoruz. Demir oyuncaklarını çok özlediği için ve her sabah her birini ilk kez görüyormuşçasına şaşırdığı için oyun halısına koşuyoruz. Bu arada ben şanslıysam biraz dergi, kitap karıştırıp belki çaktırmadan biraz tv izleyebiliyorum. Sonra birden aşırı yorulup tekrar sarılıp uyuyoruz. Acıkıyoruz, önce demir doyuyor, sonra ben doyayım diye birlikte sofraya oturuyoruz. Ben kahvaltı keyfini uzatırsam Demir ses açma egzersizleri yapmaya başlıyor. Hoop tekrar oyun halısına. Öğlen oldu mu bi daha yorulduk, azıcık daha uyuyoruz. Hava çok soğuk ve bu aralar belki biraz çıkıp hemen geri içeri koşuyoruz. Ya misafir çağırıyoruz, ya bi yere gezmeye kaçıyoruz. Saat 16:00 olduğunda pilim bitmiş oluyor. Erman'ı arayıp bugün de 2 saat erken çık bence diyorum. Hep aynı cevabı alıyorum. Çıkamam. Annemi arayıp hadi akşamki uçağa atla bize gel diyorum. Hep aynı cevabı alıyorum. Ah keşke!. Yine de her gün deniyorum. Bence ikisinden biri bir gün bıkacak. Benim bıkmayacağım kesin.
 Sonra ortalığı topladık, belki yemek yaptık, dansettik, perdeden sallanan zinciri havalara salladık, pilates topunun üzerinde zıpladık, odaları gezdik, tek tek ne var ne yok dokunduk yoklama aldık, masal kitabını açtık dinledik, diğer kitapları kemirdik(evet zaman zaman ben de kemiriyorum:P) derken baktık kapı anahtarla açılıyor. 
Günün en muhteşem anlarından biri. 
Ahh babası bak seni nasıl özlemiş, al bakim kucağına^^ 
Banyo günüyse banyo, yoksa ailecek bir takım güreş aktiviteleri, kovalamacalar, kakara kikiri, Demir iyice yorulup elinin üzerindeki tontik tabaka ile gözlerini ovuşturmaya başladı mı ninni ve uyku zamanı. 

Demir'imin uykusu mu gelmiş. 
Bütün gün çok yorulmuş.
 Hep oyunlar oynamış.
 Sonunda yorgun düşmüş.
 Uyu Demir uyu.
 Gücünü topla. 
Yarın yine oyna oyuncağınla.*

 Küçük bebeğim bu ninniye hep önce biraz gülüp sonra da başını yastığa gömüyor. Korkunç sesime güldüğüne ve "ah anam garibanam" diye iç geçirdiğine eminim.
 O uykuya dalınca, kokusu yoğunlaşıp bütün odayı kaplıyor. 
Sonra dualar, şükürler, teşekkürler.

*Ninni perisi'ni bilmeyen duymayan anne var mı bilmiyorum ama şimdiye kadar duyduğum en muhteşem ninni albümü olduğu için mutlaka bulup dinlemenizi öneriyorum. Bana hediye eden Servin'ciğime de yeri gelmişken bir koca teşekkür.

19 Kasım 2013 Salı

6. Ay - Ek Gıda

Demir'cim.
 6. ay senin için nasıl şen kahkahalarının daha da şenlendiği bir ay olarak başladıysa, benim için de acı gerçeklerin  birer tokat gibi yüzüme gözüme sağlı sollu giriştiği bir ay olarak başladı. 
Çok acı gerçek var da, en acısı sanırım 9 ay karnımda, 6 ay da kucağımda seni kendi bedenimin imkanlarıyla milim milim büyütmüşken, 6. ay ile birlikte bu ek gıda olayı yüzünden, sarsılmaz beraberliğimize biraz mesafe koymamız gerekliliği.
 Ben ömrü hayatımda kendi bedenimi hiç bu 9+6 ayda  hissettiğim kadar işe yarar hissetmemiştim. 
Duygusal olarak hiç vazgeçmek istemediğim bu ilişkiye, senin biz sofradayken bize iştah ve merakla bakan o güzel suratın ve tabi bir de gittiğim doktorların, okuduğum kitapların çılgınca ısrarı ve seni sonsuza kadar emziremeyeceğim gerçeği nedeniyle yavaş yavaş yoğurt, meyve püresi, sebze çorbası filan karıştırmak zorundayım. 

Sanırım an itibari ile hayatımın en tatmin edici, en işe yarar hissettirici, en duygusal, en mübarek, en muhteşem, en eşsiz tecrübesi emzirmek. 
Hep bu en'ler yüzünden kendimi biraz aldatılmış hissedecek olsam da, kebapçıda iştahla yaladığın turşuların pamuk suratını soktuğu o ifade var ya, onun hatırına bu duygusal&bağımlı anne modeline sırtımı çevirip bu enteresan macerada sana destek olmaya çalışacağım. 
Bu iyiliğimi unutma evladım^.^



11 Kasım 2013 Pazartesi

Demir 6 aylık❤


Yani yarı yaşına bastı oğlum. 
6 aylık oldu.
 Hayatımın en acaip 6 ayı dememe gerek var mı? 
Yok. 
Kucağıma aldığım, giydirmeye, çevirmeye, taşımaya korktuğum ilk günler, ilk gülücük, ilk kahkaha, oyuncağını ilk tutuşu, agu dolu ilk muhabbet, memeye bağımlı tombik günler, beslenmeye mesafeli fit günler, ilk ba-ba, ilk yuvarlanma, sürekli yere paralel pozisyondan yavaş yavaş oturuşa ve ayakta duruşa geçiş, salıncakta sallanmalar, piyanonun tuşlarına saldırmalar, zıplayan toplarla zıplamalar, kucakta koşma denemeleri, ilk katı gıda girişimleri, ekşiyen o kaşık surat, ilk yüzme dersi, tatiller, akşam eve gelen babayı çoşkuyla karşılamalar, kalabalıklar arasında gördüğü anneye mest eden gülücükler. 
O kadar çok ilk, o kadar çok heyecan, kalp çarpıntısı ve korku, kaygı dolu ki. 
Tam oldu derken, olmayanlar. Ben bu işi çözdüm derken, kör düğüm oluşlarım. 
Yok yapamıyorum derken,  toparlanışlarım.
Hem sevgimde hem korkularımda hep bir aşırılık.
...

Demir'cim.
Mucizeden öte, çok heyecanlı ve eşsiz bir 6 aydı.
Bundan sonraki günler için de sana güveniyor, bu muhteşemliklerin ve atraksiyonların devamını bekliyoruz evladım.
O noktasal gerçeklik minik çeneyi, anarşik saçlarını ve akabinde tüm bedenini dişlerimi sıka sıka kucaklarım.
Ağzını, burnunu yerim.

 

4 Kasım 2013 Pazartesi

Baba oğul


Sanki annelik kadının boynunun borcu da babalık çoğu zaman bir lütuf gibi memlekette.
Demir'cim.
Senin babalığın bir adamın başına gelecek en muhteşem şey olduğunu bilen bir baban var.
Gözlerin böyle parlasın bu kocaman kollarda hep.
Çok şanslısın tüy kafalım.
Çok şanslıyız.

25 Ekim 2013 Cuma

Uykucu Demir


Demir'cim. 
Uykuya dalarken benim tarafımdaki elini yüzümde gezdirip, sıkıca kapattığım dudaklarımı parmaklarınla zorlayıp dişetlerime tırnaklarını geçirmek için uğraşşan da, burnumu sıksan da, saçlarımı koparsan da uykuya dalışına bayılıyorum. 
Elinin biri bana zarar vermekle meşgulken diğer elinin o kısa ve tontik parmakları havada görünmez bir piyanoyu çalar gibi hareket ediyor. 
Önce hızlı hızlı, sonra yavaşlıyor ve yastığa düşüyor.
 Ben, yüzüm gözüm çizik içinde yan yastıkta mest. 
Bir Türk müziği düşünürü ne demiş bilirsin. 
Gözlerim doluyor aşkının şiddetinden, ağlamak istiyorum.

17 Eylül 2013 Salı

5. ay-Bebekçe^^



Şu an en çok ne öğrenmek isterdin deseniz. Tereddütsüz cevabım hazır. Bebekçe. 
Netekim her ne kadar insan bebeğinin sesinin tonundan derdinin ne olduğunu anlıyor teorisi çoğunlukla doğru olsa da, zaman zaman evde şu diyalogların yaşandığına eminim.

Demir dış ses:Mıy mıy da mıy mıyy
Demir iç ses: Açım
Ben:Oy kuzum hep sırt üstü yatmaktan sıkıldın mı dur biraz "tummy time" yapalım, hemen çeviriyorum seni^^

Demir dış ses:Ingaaaaaa
Demir iç ses:4 aydır aynı dönence, aynı şarkı sıkıldım!
Ben:Miniciğim uykun mu geldi gel biraz sallayım seni^^

Demir dış ses:Ighhh mıghhh ıghhh
Demir iç ses: Uykum var, uyuyamıyorum, biraz yardım.
Ben: Acıktı benim yavrum, gel anacığının kucağına^^


Demir dış ses:Vöööveöööveeeöööö
Demir iç ses:Çok fazla gürültü var, ya dönencenin sesini kapat ya müziği!
Ben:Dans mı etmek istiyo benim oğlum, hoop gel bakalım kollarıma^^

Demir dış ses:Mıııımııııımıııııııııııııııııııııı
Demir iç ses:Dişim kaşınıyor, acil ısıracak bişi!
Ben: Oyy çok acıkmış oğlum kendini yemeye başladı, gel odamıza gidelim.
Ben(odada): Agghhhhh!

16 Eylül 2013 Pazartesi

5. ay - Giriş


Demir için vakit odasına girer girmez camda asılı duran dönenceye elleri açık kollarını uzatma, totoyu ve bacakları havaya kaldırıp sırt üstü yatarken bir yana yuvarlanma, iki eliyle iki ayağını tutarak yuvarlanan bir topa dönüşme zamanı.

Şükür ve teşekkür, parmakları kaymaktan öte güzel evladım.



4 Eylül 2013 Çarşamba

pıt pıt, pıt pıt


 Demir. 
Şu an seninle yaşayacağımız gelecekten  beni daha çok heyecanlandıran tek bir şey yok. Ama senin hızlıca büyümenden ve sana dair çıldırırcasına sevdiğim şeyleri aynı çılgın hissayatla hatırlayamamaktan korkuyorum. 
Ayaklarını(ayaklarını deyip geçmek öyle zor ki. Ayaklarının üzerindeki tombul katmanı, tabanının kaymak yumuşaklığını, arkadan bakınca kusursuz birer küre gibi görünen parmaklarını, parmaklarının hareketini, kokusunu), ellerini(buraya da roman yazabilirim ama uzatmıycam:)), bana gülüşünü, boynunun terlemiş kokusunu, dirseğindeki gamzeleri, esneyişini, oyuncaklarınla konuşuşunu, sabahları uyanışını, uyandığımda seni gördüğüm anı, banyoda suları yalamaya çalışışını, uykuya dalarken kafanı yastığa gömüşünü, bezini açtığımdaki gülümseyişi, yani senin bu  minik haline dair ne varsa hepsini aklıma, kalbime kazımak ve hiç unutmamak istiyorum. 
Seni çok, çok seviyorum. 
Titreyen bir burun ve pıt pıt kalp çarpıntıları eşliğinde.


1 Eylül 2013 Pazar

Hokus Pokus!


Hokus pokus demişim de şapkadan tavşan değil ama, bir çizgiden bir göbek ve bir göbekten bir afacan serseri çıkarmışım.

29 Ağustos 2013 Perşembe

4.ay*


Tam oturayım bebekli hayatın biraz da acı gerçeklerinden, olmadı şakalı komiklilli hallerinden bahsedeyim diyorum. Hoop Demir bana bi gülüyo. Ben oracıkta eriyorum, bitiyorum dünya üzerinden silinip yok oluyorum.

4. ayda sanki Demir bebek değil başka bişi oldu. Yani bebek de cin gibi bir bebek artık. Duyular maksimum açıklıkta. Şimdiye kadar sadece beni duysa O'na yetiyormuş gibi duran oğlum, şimdi alt komşunun kapı çarpma sesine kulak kabartıyor. Omzuma başını koyup uyuyan minik yavrum, şimdi kafası dimdik etrafta ne var ne yok sürekli evi inceliyor. Ne zaman emzirmek istesem sesini çıkarmayan uzlaşmacı kişilik şimdi sadece kendi istediği(muhtemelen gerçekten aç olduğu zamanlarda^^) beslenmek istiyor. Kendisini güldürmek için uğraş veren faniler arasında sadece gerçekten komik bulduklarına gülüyor.
 Karakterini ortaya koyuşunu sevdiğim, prensip sahibi çocuğum benim. 
(dedi ve eridi)



Bu jean gömleği aldığım günü hatırlıyorum. Dünyanın jean gömleği en iyi taşıyan oğlunun annesi olacağımı bilmiyordum tabi. Bilsem al sana bi eriyip bitip yeryüzünden silinme hikayesi daha.
*3 ay, 23 gün

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Tut elimi.


Çok acaiptir şu hayatta bir bebeğin minicik elini tutmak kadar insanı güçlü hissettiren çok az şey var. O minicik el tutunca tek parmağınızı sıkıca, çılgınca ve sonuna dek yaşamak istiyor insan. Dağ tepe koşmak istiyor. Bas bas bağırıp sesinin yankısını karşı tepelerden duymak istiyor. Tam olarak anlatamadığım ama çoşkusundan ve kararlılığından emin olduğum şeyler yapmak istiyor. O minik insanı bir ömür kucağında taşımak istiyor. O minik eli hiç bırakmayacak kadar güçlü hissediyor. 
Tam da böyle hissederken muhteşem, anlatmaya çalışırken zırva olan bişey işte. 
Anlatmaya çalışmaktan vazgeçtim, ne de olsa  #anneoluncaanlarsin

23 Temmuz 2013 Salı

iki buçuk


Niye buçuklu buçuklu anlattığımı bilmiyorum. Öyle denk geldiğinden sanırım. Zaman su gibi akıp geçiyor. Bizim buruşuk yaşlı derili oğlumuz büyüdü serpildi işveli cilveli bol gülücüklü bir oğlan oldu çıktı karşımıza. Maaile kendisine aşık, alt değiştirme ve gaz çıkartma yarışında kendisinin gözünün içine bakmaktayız. Neyseki emzirme meselesinde rakipsizim de yavrumu rakiplerimin elinden kaptığım gibi bir kuytuya çekilip romantik dakikalar yaşayacak fırsat bulabiliyorum:)
 Minik oğlum artık annesinin gülücüklerine gülücüklerle hatta kahkahalarla karşılık veriyor, gevezeliklerini uuu, aguu veya guu şeklinde cevaplayabiliyor. Parmaklarını henüz tam çözemedi ama yumruklarına bayılıyor. İki elini kavuşturup, biriyle diğerini ite ite minicik ağzına kocaman yumruğunu sığdırıyor. Her zamanki çılgın tekmelerini savuruyor. Her emzirme seansı sonrası mayışmş bir halde ağzından o son damla süt çenesine akarken yandan çapkın bir gülücük atıyor. O gülücük süt için teşekkür gülücüğü diye düşünüyorum hep. Olayları fazla dramatize ediyor olabilirim ya da haklıyımdır, benim minik centilmenim karnını her dolduruşunda beni mest etmek için atıyodur o çapkın gülücükleri. Sonra dönencesiyle konuşuyor, en çok kırmızı popolu köpeğini seviyor. Pink'ten Just give me a reason eşliğinde benimle usul usul dansedip uykuya dalıyor. 
Bu ayın en önemli olayı da büyük babannenin elini öpmek için bizimle 6 saat yolculuk yapıp bütün yol boyunca uyuyarak yine gönlümüzü fetheden yavrumuzun bir de üzerine 40 yıllık yüzücüymüş gibi bizimle denize girip, gıkını çıkarmadan parmakları büzüşene kadar denizde kalıp bize gelmiş geçmiş en mutlu&en heyecanlı&en kaymak deniz keyfini yaşatması oldu. Bir bebekle banyo yapmak ne muhteşem diye düşünüyordum, denize girmek muhteşemden de öteymiş. Ağzımız kulaklarımızda, dişlerimizi sıka sıka kucakladığımız yavrumuzun yine kapışılamadığı bu ilk deniz macerasını da böylece çekirdek aile tarihimize yazmış olduk. 

Bütün bu ilk heyecanlar&kefişler&mutluluklar bir yana, bu hafta 16 haftalık acınası doğum iznimin bittiği hafta. Devlet 3 çocuk talebinin, 6 ay yalnızca anne sütü önerisinin inadına bana bebeğimin artık benim tam zamanlı bakımıma ihtiyacı olmadığını söylüyor. O kadar saçma, o kadar insanlık ayıbı bir durum ki bu ne yazsam ne anlatsam kızgınlığımı, öfkemi yeterince iyi ifade edemem. Geçenlerde bir tanıdığım "Evlilikler başlı başına birer kahramanlık hikayesi, çocuk sahibi olmak bunun da ötesinde,sizi kutlarım" dedi. Tüm kahraman&cengaver anne babaları sevgi&saygıyla selamlar, sabır&kolaylık&şans dilerim.


24 Haziran 2013 Pazartesi

bi'buçuk



Minik koca adamım bi buçuk aylık oldun. 
Boğumların dolmaya, yanakların sarkmaya başladı. Uzun yelpaze kirpiklerinin birazını döktün. İki kez kendi kendine uykuya daldın. Dönencenin müziğiyle konuştun. Emzik yerine üst dudağını emmeyi tercih ettin.Gülümsedin, kahkaha attın, bizi yaşadığımıza sükrettirdin. 
En çok omuzları sevdin. Omuzlarda uyumayı, omuzları yalamayı. In-ga dedin. Bacaklarını havaya kaldırıp tekmeler savurdun. Babanın avucuna kakanı yaptın.Sana anlattıklarımı dikkatli dikkatli dinledin. Ne zaman misafir gelse hep uzun uzun uyudun. Banyo yaparken bir kez "ah" demedin.
 Elimizi sıkıca tuttun. Mis gibi süt koktun, başımızı döndürdün. Bizimle yürüyüşlere, alışverişe çıkmaya başladın. Şapkalardan hep nefret ettin. 
Çeneni titrettin, gözünü kırpttın, dilni çıkardın. 
İçimde büyüyüp kucağıma düşen minik yavrum, yavaş yavaş öğrenerek beni heyecandan mutluluktan ve özellikle yanımda annem yokken yorgunluktan bayıltacak hale getirdin. 
Sanki seni yüzyıllardır tanıyorum. 
Seni çok çok eskiden beri kalbim pır pır seviyorum.